RSS

Yazılar – filmler

10 Jul

Filmler, şarkılar, sözler, oyunlar, mitoloji ve çağrışımlar.

“Wandering daoist leaves the temple
As the gentle morning breeze sweeps
The remaining driblets of blood off his sword.
Morning robins celebrate the end of a legend
And the birth of a new one.”

Fearless eşlik etsin bu beşliğe. En güzel görüntülerle birlikte.

Sonra Aşk ve Sigara gelsin. Tıpkı “bir adamın hayatta yapabileceği iki şey vardır, aşık olmak ve sigara içmek” cümlesi gibi. Joplin şimdi nerede yaşıyor?

Take it!
Take another little piece of my heart now, baby!
Oh, oh, break it!
Break another little bit of my heart now, darling, yeah, yeah, yeah.
Oh, oh, have a!
Have another little piece of my heart now, baby,
You know you got it if it makes you feel good,
Oh, yes indeed.

Joplin’i bilmem ama Elvis yaşıyor! Hem de ne yaşamak. Bir huzurevinde. Hayır, hayır, ölen Elvis Presley değildi. Bir gün kral şandan şöhretten çok sıkıldı ve kendini taklit eden adamlar içinden en ustasını seçti, onunla odada baş başa kaldı, bir anlaşma imzaladı ve yer değiştirdiler. Sebastian Haff, yani bir Elvis taklitçisi Elvis’in yerine geçti. Elvis de Elvis taklidi yapan Sebastian Haff’ın yerine geçip Elvis taklidi yapmaya… Biraz karıştı değil mi? Tabii siyah renge boyanan ve aynı huzurevinde yaşayıp LJB’nin kendisine suikast düzenlemeye çalıştığını düşünen, çikolata delisi JFK konusuna hiç girmeyeceğim.

Elvis: Huzurevinin sizin için ne yapacağını sormayın. Siz huzurevi için ne yapabilirsiniz bunu sorun.
JFK: Hey, benim en iyi sözlerimi kopyalıyorsun.
Elvis: O halde benim cümlelerinden bir tanesini sunayım. Şu işin icabına bakalım.
JFK: Sen ne demek istiyorsun, Elvis?
Elvis: Sanırım ne demek istediğimi gayet iyi anlıyorsunuz sayın Başkan. Bir mumya öldüreceğiz.

Mizah bu kadar mı ince, bu kadar mı üsturuplu, bu kadar mı “cool” yapılır! En ciddi filmlerin doğru dürüst anlatamadıkları derin insanlık halleri böylesine mi eğlenceli bir sinema dili ile verilir sululuğa kaçmadan.

Bubba Ho-tep bir garip film. Kişisel unutulmazlarım arasında yerini çoktan almayı hak etmiş türden.

Araya eski bir oyun ve çağrıştırdıkları girer:

“Kül rengi tozlara bulanmış bedenimizin
Sardığı acı dolu ruhlarımız haykırdıklarında
Çıkan sesler Ares’in kulaklarını sağır etmekle kalmayacak
Yeraltı cinlerine de kötü şeylerin başladığını anlatacak…”

Uzun Uzak Adam olmasa idi God of War‘daki olağanüstü kısa filmi seyretme zevkine belki asla erişemeyecektim. Bir yerde tek başına video klip olarak var mıdır acaba? Olsa da paylaşsam paylaşabileceğim ruhlarla.

Oyundan tekrar filme geçiş. Siyah beyaz. 1948 yapımı: He Walked by Night. Kara film. Kara ama kuru değil. Kötücül ama sıkıcı değil. Belgesel gibi ama belgesel değil. Her şey bitince berraklaşacak gibi ama açıklamacı değil. Gerçek bir hikayeye, gerçekten de bir suç dahisinin hayat öyküsüne dayanan bir film ama tam değil. Bir suçlu ve bir “hacker”. Sene 1948. II. Dünya Savaşı sonrası. Filmde bahsetmiyor ama kötü adamımız CalTech’in parlak öğrencilerindenmiş aynı zamanda.

Ve sonra…

“With so many impurities cast upon my words
Neither God nor the devil shall hear my woes
Nothing but another red painting will I paint
With fierce crimson blood dripping off my sealed lips
So can it sing the muse of my lost hopes…”

Filmle başlar, filmle biter bu yazı. Geçmişini bilmeyen Mr. Arkadin ve Stevenson’ın klasik eseri The Strange Case of Dr Jekyll and Mr Hyde‘a çok farklı bir bakış getiren romanın aynı isimli film uyarlaması Mary Reilly ile.

Advertisements
 
Leave a comment

Posted by on July 10, 2006 in Cinema, General, Literature

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

 
%d bloggers like this: