RSS

Türkçe ve dilbilim üstüne yazan amatörler çoğaldıkça | Japonlar süper insanlar mıdır?

25 Nov

Birinci işim başlıktaki amatör sözcüğünün olumsuz çağrışımlarını gidermek olsun:

1- Evet, Türkçe yani anadilim üstüne yazı yazanların sayısında bir artış var. Amatör ile kast ettiğim yazan kişilerin dilbilim akademisyenleri, dil işleme ile uğraşan üniversite hocaları, vb. kesimlerin dışından insanlar olmaları. Sevindirici. Bunu derken dile dair keyfi yazı yazan köşe yazarlarını, edebiyat ustalarını, edebiyat eleştirilerini, vs. dışarıda bırakıyorum, içeride kalanların sayısında ve üretimlerindeki artış ilgilendiriyor beni.

Dile dair yazanların son yazdıklarından gözüme çarpanlar arasında mesela Alafortonfuni alevi nasıl örter kine?, Türükçenin heceleri, matematikselliği ve etimolojiciliğin ütopyası, Binaenaleyh Türkçe, Türkçeyi sevebilenlerindir netekim, Türkçenin kelime yapısına giriş.. Veya ‘Şiir yazmak günüdür bugün’… gibi yazılar yahut Benim zavallı ?Dil? im… gibi yazılar var. Yazılar sadece kendilerinden ibaret olsalar idi ben de herhalde buraya kişisel notlarımdan birini düşüyor ve heyecanlanıyor olmazdım. Bunları önemli kılan, çok farklı kesimlerden Türkçe konuşan insanlar tarafından yazılmış bu yazıların yine çok farklı kesimlerden insanı çekiyor oluşu. Yazıların altındaki tartışmalar, yorumlar, verilen bilgiler, düzeltilen yanlış kanılar yahut yanlış önyargılar, paylaşılan web adresleri filan derken ortaya gerçekten saçma ve keyfi tartışmaların ötesinde Türkçenin çözümlenmesine, Türkçe ve dilbilime dair konuşan bir topluluk çıktığı görülüyor.

Bu tür yazı ve düşünce üretimi artışı ister istemez bazı zorluklar da getiriyor ki benim açımdan en önemlisi takip etme, haberdar olma zorluğu.

Belki bu konuda “blog” yöntemi ile yazan insanlar içinden farkına vardıklarım ve iletişim kurabildiklerim ortak bir etiket, sözcük, kategori (dilbilim? dil? Türkçe ve dilbilim?) anlaşırlarsa belki Grazr gibi bir sistemle bunları kolayca bir yerden takip edebilmek ve başkalarının da takip edebilmesini sağlamak mümkün olur.

Yine dile ve düşünceye dair yazanlardan biri “sefalet” en son Ana Dil,Japon Beyni ve Böcekler başlıklı bir yazı yazmış ve anadilin, misal Japoncanın, insan beyninde ses işlemeye dair bazı işlevsellikleri bir hayli farklılaştırdığını belirtmiş. Bunu yaparken de Tadanobu Tsunoda’nın bazı görüşlerine ve çalışmalarına dayanıyor (benzer bir makale için bkz. Masaomi Ise tarafından yazılan The Japanese Language Brain). “sefalet” bunu “yazılımın donanımı değiştirebilme gücü” olarak yorumluyor. Güzel bir tabir ancak sanırım insan beyni denen organa karşı biraz fazla dikotomik bir bakış açısı dayatmaktan muzdarip. İnsan beynini pek çok kültürel şey değiştiriyor: müzik, spor, savaş sanatları. Bu alanlarda ve belki başka kültürel alanlarda çalışanların beyinlerinin bazı verileri (misal ses, zaman algısı, vs.) işleme şekli ile o alanlarda çalışmamış olanların beyinlerin arasında farklılıklara rastlamak mümkün. Farklılık dediğimiz şey de tabii ki beyindeki sinir ağlarında oluşan yapısal farklılıklar. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bazı şeyler var, öncelikle Tsunoda’nın çalışmaları yoğun ve sağlam argümanlardan örülü eleştirilere maruz kalmış durumda haklı olarak, sadece birkaç kısa örnek vermek gerekirse: The Japanese are Japanese because they speak Japanese, The Japanese brain – and umami, Linguistic Uniqueness, Tsunoda Tananobu’s Theory Of The Japanese Brain And Some Classical Perspectives.

Yukarıdaki eleştirilere paralel olarak yine Tsunoda’nın yazdığı The Japanese Brain: Uniqueness and Universality isimli eserin William Wetherall tarafından bir eleştirisi Talking to crickets sayfasında okunabilir.

Japonların doğa ve orman sevgisi, son birkaç yüzyıl içinde dünyanın en iyi orman yönetim zihniyetlerinden birine sahip olagelmeleri takdire şayan elbette (Diamond, Collapse isimli hacimli kitabında Japonya’da ormanların yönetimi konusundan epey bahseder) ancak bunu Japoncaya bağlamak ne kadar doğru? Tsunoda’nın çalışmaları başkaları tarafından ne ölçüde tekrar edilebilimiş halde? Ya da belki biraz farklı ve eğlenceli açıdan bakmak gerekirse, Çin topraklarından Lao Tzu ve Taoculuk diye bir düşünce akımı çıkmış olmasının başat sebebi Çince midir? Eğer öyle ise bir başka Japon’un Toshihiko Isutzu’nun Sufism and Taoism kitabında derinlemesine ele aldığı Taoculuk ve ondan binlerce kilometre ötede gelişmesini sürdürmüş sufi düşünce geleneğinin bazı temel felsefi kavramlar bakımın gösterdikleri benzerlik Çince ve Arapça üstüne, Çinlilerin ve Arapların beyin yapıları üstüne ne söyler?

A noktasından Z noktasına zıplamak ve bir şeyi başka bir şeyin doğrudan sebebi olarak göstermek çoğu zaman iştah açıcıdır çünkü insan zihni bir tür açıklama makinesi değil midir aynı zamanda, açıklayabildiğimiz sürece rahat ederiz ve farkına vardığımız bir şeyi açıklayamamak bizi içten içe rahatsız eder (neyse ki böyle, yoksa bilim diye bir etkinlik olmazdı herhalde), diğer yandan merakımızın peşinden giderken de Nihonjinron gibi sözdebilim (pseudoscience) eğilimlerini besleme motivasyonu hiç de az görünmeyen bilim insanlarının çalışmalarına bir hayli temkinli ve şüpheci yaklaşmakta fayda var gibi.

Advertisements
 
Leave a comment

Posted by on November 25, 2006 in CogSci, General

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

 
%d bloggers like this: