RSS

nkwa: Dans etmeden müzik nasıl olabilir ki?

07 Mar

Müzik denen etkinliğin “profesyonel” müzisyenler tarafından belli şekilde kısıtlanmış (stüdyo, konser salonu, gece kulübü) ortamlarda müzik “tüketicileri” için gerçekleştirilmesinin tarihi çok geriye gitmiyor. Birkaç yüzyıllık geçmişi olan bu “yeni” bakış açısı bugün hala dünyadaki pek çok kültür için anlamsız. Müziği hayatlarının bir parçası ve her bireyin tıpkı konuşmak, nefes almak gibi doğal bir yeteneği kabul eden toplumların bir kısmı için müzik ve dans iç içe geçmiş bir ifade şekli.

Ağırlıklı olarak güneydoğu Nijerya bölgesinde 18 milyonu aşkın insan tarafından konuşulan Igbo dilindeki nkwa sözcüğü ritüellerin, psikolojik iyileştirme etkinliklerinin bir parçası olan müzik-dans eylemini ifade ediyor ve Ian Cross‘un “Music, cognition, culture and evolution” makalesinde belirttiği gibi şu andaki hakim dillerden biri Igbo olsa idi belki de bugün “müzik” dediğimiz şey çok farklı algılanacaktı, yahut danstan, hareketten koparılmış, hayattan izole edilmiş sanatsal ses üretimi için özel bir sözcük arıyor olacaktık.

The Cognitive Neuroscience of Music kitabı sayesinde tanıştığım Ian Cross, yukarıda adı geçen makalesinde müzik, kültür ve “evrensellik” üstüne çarpıcı örnekler veriyor:

Yukarıdaki notalarla kağıda dökülmüş parça http://www.mus.cam.ac.uk/~cross/BJE/ adresindeki Viacha Puntapi (a) charango isimli parça ve bu parçayı dinlerken kolayca ayağınızla tempo tutabilirsiniz. Bolivya’daki Kuzey Potosí bölgesindeki müzisyenlerin çaldığı türden olan bu parçanın sonuna doğru parçayı çalan müzisyenin nasıl tempo tuttuğunu duyacak ve şaşıracaksınız! (Ben epey şaşırdım.) Tıpkı yukarıdaki grafikte göründüğü gibi sizin tempo tutmanızla oranın yerlisi olan müzisyenin tempo tutması arasında çok az ama fark edilebilir bir zaman farkı olacak. Siz uzun ve yüksek sesli notalarda ayağınızı vuruyorken müzisyenin daha düşük, işitilmesi zor notalarda tempo tuttuğunu göreceksiniz. And dağlarında yaşayan bu müzisyenler için doğal olan sizin için “öğrenilmesi gereken bir şey” olacak.

And dağlarındaki bir Bolivyalı ile İstanbul’daki bir Türkün beyinleri arasında ne fark var yapısal olarak?

Belki de “doğal” olan, “evrensel” olan ya da olduğu iddia edilen şeyler üstüne düşünmek, “başka nasıl olabilir ki, doğrusu budur çünkü biz yüzlerce yıldır böyle yapıyoruz” cümlesini bir daha ele almak, “farklı olanı anlamak” kavramını yeniden ve yeniden irdelemek için bu kadar küçük bir örnek bile yeterlidir. Belki de evrimin alt aşaması olan “şiddet”in ötesine, bir sonraki evrimsel aşamaya geçmek için bu tür küçük düşünceler çok büyük dönüşümlerin çekirdek kıpırtıları olacaktır.

Belki bir gün dünyanın her yerinde insanlar ayrıcalıksız ve profesyonelleşme batağına batmaksızın, konuşur, yer içer ve nefes alır gibi şarkı söyleyip dans edebileceklerdir ve bunun için pahalı prodüksiyonlara ve medya zincirlerine ihtiyaç duymayacaklardır. Ve belki de zaten o geleceğin içinde yaşamaya başladık ama bunu yıllar sonra fark edeceğiz…

Advertisements
 
Leave a comment

Posted by on March 7, 2007 in CogSci, General, Music

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

 
%d bloggers like this: