RSS

Kurtlar Vadisi, Savaş Suçları ve Bir Sanatçının Sözleri

23 Jan

Kafam karışık. Karmaşanın sebebi dün Radikal gazetesinin web sitesinde okuduğum bir haber. Tiyatro ve sinema sanatçısı Atilla Olgaç aşağıdaki sözleri sarf etmiş (vurgular bana ait):

Askerlikte terhisime 1 gün kalmıştı. Tam o sırada Kıbrıs Barış Hareketi oldu. Beni Mersin’den Kıbrıs’a gönderdiler. Savaşın en acımasızca ve en kanlı bölümünün sürdüğü temizleme harekatında görev verdiler. Komutana ‘Yapamam, adam öldüremem, ben sanatçıyım’ dedim. “Burada sanat bitti. Burası gerçek hayat, savaş. Emir verdim mi öldüreceksin,” dedi. İlk öldürdüğüm çocuk 19 yaşında, esir düşmüş bir askerdi. Silahı yüzüne doğrulttuğumda yüzüme tükürdü. Alnından vurdum, öldü. Daha sonraki çatışmalarda 9 kişiyi daha öldürdüm. Öldürdükten sonra gidip karargâhta ağlıyor, ertesi gün yine öldürüyordum. Rüyamdan çıkmıyor. Uzun süre psikolojik tedavi gördüm. Bu yüzden hala et yiyemiyorum. Kan göremiyorum. Aklıma öldürdüğüm çocuklar, kokmuş cesetler geliyor.


Savaş esnasındaki silahlı çatışmalarda bir askerin başka bir askeri öldürmesini bir nebze anlayabiliyorum ama savaş esiri haline geçmiş bir askerin öldürülmesini anlayamıyorum. Aynı gazetede, söz konusu habere gelmiş yorumlardan birinde belirtildiği gibi benim de bildiğim kadarı ile Cenevre Konvansiyonuna göre savaş esirlerine işkence etmek ya da öldürmek gibi bir şey söz konusu olamaz:

Article 4 of the Third Geneva Convention protects captured military personnel, some guerrilla fighters and certain civilians. It applies from the moment a prisoner is captured until he or she is released or repatriated. One of the main provisions of the convention makes it illegal to torture prisoners and states that a prisoner can only be required to give their name, date of birth, rank and service number (if applicable).

Tabii gerek II. Dünya Savaşında gerekse daha sonraki savaşlarda söz konusu uluslararası kuralların çiğnendiği pek çok örnek mevcut.

Başta da belirttiğim gibi kafam karışık. Olgaç’ın sözlerinin doğruluğunu, ona bir savaş esirini öldürme emrini veren subayı ve sonrasında neler olduğunu merak ediyorum.

Advertisements
 
10 Comments

Posted by on January 23, 2009 in General

 

10 responses to “Kurtlar Vadisi, Savaş Suçları ve Bir Sanatçının Sözleri

  1. Serdar

    January 23, 2009 at 12:03

    Kesinlikle ben de dun okudugumda bu sozlerle sok oldum…Ne demek alnindan vurdum? Ben aslinda bunlarin daha beterinin oldugunu biliyordum Doguda da ne zaman tek tek itiraflar gelecek diye bekliyorum. Kibris yeni yeni gelmeye basladi cunku!

     
  2. Dragomilov

    January 23, 2009 at 17:47

    Ben de gerçekten “silahlı çatışmalarda bir askerin başka bir askeri öldürmesini” anlayan birinin nasıl olup da “savaş esiri haline geçmiş bir askerin öldürülmesini”anlayamadığını anlayamıyorum. Benim durumum iyice vahim!

     
  3. Emre Sevinc

    January 23, 2009 at 17:57

    Eğer yazımdaki bazı kısımlar militarizmi, şiddeti ve nefs-i müdafaa hali haricinde birinin canını almayı kabulleniyormuşum, buna hak veriyormuşum gibi algılandıysa bundan hicap duyarım kendi adıma ve ifade yeteneksizliğime veririm. Şimdilik yazımdaki “… bir nebze anlayabiliyorum” ifademin okuyanlar tarafından doğru anlaşılacağı düşüncesine sığınıyorum.

     
  4. Serdar

    January 23, 2009 at 20:07

    Simdi de hepsi senaryoydu demis sanatci! Gel de burdan yak!

     
  5. Emre Sevinc

    January 23, 2009 at 20:23

    Evet, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=918335&Date=23.01.2009&CategoryID=77 adresindeki haberde Olgaç’ın bir açıklaması var. Senaryo idi, hikaye anlattım, gerçeklikle bir alakası yoktu demiş.

     
  6. Ali Utku Selen

    January 24, 2009 at 13:32

    Ben yazıyı ilk kez Milliyet’in internet sitesinde görmüştüm. Yapılan ilk yorumlardan biri de “Böyle şey olur mu, sayın Olgaç’ın şaka yaptığı çok açık” gibiydi. Bana da olay tatsız bir şaka olarak gelmişti.

    Açıkçası Olgaç’ın açıklamasındaki mantık hatalarını düşünmekten çok, kendi insanlarından/ordusundan böyle şeyler bekleyebilen bir halk durumuna gelmemiz oldukça üzücü.

    Öte yandan Türkiye’deki basın kuruluşlarının kalitesindeki düşüklük, reyting kaygılarıyla herhangi bir filtreden geçirmeden manşete konan haberlerin nelere malolduğunu görüyoruz.

    Benim, başbakanın açıklamalarını ciddiye alamadığım bir dönemde (örneğin; üç çocuk yapınız), kusura bakmayınız herhangi bir bireyin keyfi ortamlarda söylediği sözleri, o programları ve moderatörlerini ciddiye alacak halim yok. Bu bağlamda ciddiye alabildiğim tek vücud resmi, tanınmış ya da kendini kanıtlamış kurumlardır. Zaten eğer dikkatlice incelerseniz bizim insanlarımızın çok kolayca fevri açıklamalar yapabilirken, kurumlarımız çok daha dikkatli davranırlar.

    Son olarak, sayın Olgaç’ın söylediklerindeki matematiksel boşluğun tüm anlamsızlığını yitirdiğini ve söylenen sözlerin geri alınamayacağını hatırlatmak isterim. Bu dakikadan sonra, yapılan tüm açıklamalar başka saptırmaların (spekülasyon) kaynağı olacaktır. Örneğin; “yok, baskı gördü o yüzden geri adım attı.”, “tamamen gerçek değil ama gerçeklik payı çok fazla” gibi gibi.

    Kafamda, acun ve yemekteyiz’le birlikte kurulacak üçgenin son köşesini ararken karşıma nedense unuttuğum kurtlar vadisinin tekrar çıkması beni şu anda pek de şaşırtmadı doğrusu.

     
  7. Atamert Ölçgen

    January 24, 2009 at 16:40

    Yahu, gazetede çıkan askerlik fotoğrafını görmediniz mi? O adamın eline dolu silah verirler mi? Zaten kantinciymiş (torpil yaptırmış kendine).

    Kendini rolüne kaptırmış (bkz. Kurtlar Vadisi) gibi saçma sapan mazeretlere de hiç itibar etmemeli bence. Bu “yeşilçam bize sahip çıkmadı”nın çok daha düzeysiz halinden başka birşey değil.

     
  8. Dragomilov

    January 26, 2009 at 15:25

    Benim insanım öyle şeyler yapmaz. Benim halkım öylesine asildir, öylesine kutsal, öylesine değerlidir ki asla böyle şeyler yapamaz. Böyle şeyler yapabileceğine dair şüpheye bile düşmek çok üzücüdür. Zaten muhtemelen dış mihraklar tarafından kandırılıyoruzdur.

    Milliyetçilik ne aptalca bir ideolojidir yarabbi!

     
  9. Filiz

    January 26, 2009 at 16:43

    Emre, bence blog konusunda tam bir profesyonelsin. Bu kadar iyi sürdürebilmeni ve çok çeşitli konuları gündeme getirebilmeni kutluyorum.
    Atilla Olgaç olayını duyduğumda bende çok şaşırdım bu sözleri nasıl sarfettiğine. Çünkü bir kaç ay önce onunda baş rol oynadığı “Uyarca” adında muhtesem bir oyuna gitmiştik. Olgaç -TV dizilerinin dışında- emektar bir tiyatro oyuncusu aynı zamanda. Uyarca’da “öldürmek” üzerine felsefik bir oyun ve yanılmıyorsam en iyi sahne tasarımı ödülü var. Ben olayın oyunla ilgili olduğunu düşündüm ilk aşamada. Sonra ayrıntılı okuyunca söylediklerini alakası yokmuş fakat çok rahatsız edici. Belkide çocuklarında izlediği bir saatte bu cümlelerin sarfedilmesi anlaşılır şey değil. Diğer yandan acaba Olgaç Uyarca’daki kötü adam rolünün çok mu etkisinde kaldı diye düşünüyorum -manasız bir düşünce- olabilir, belkide mümkün. Çok düşündürücü bir oyun Uyarca (bu vesileyle).

     
  10. Kıbrıs

    August 2, 2009 at 12:19

    Boş bir adam. Kayle almaya gerek yok.

     

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

 
%d bloggers like this: