RSS

Eski köprü – Yeni Köprü yahut Eski mimarların bir bilgisayar programcısına düşündürdükleri üstüne

19 Feb

“After years of expensive education
A car full of books and anticipation
I’m an expert on Shakespeare and that’s a hell of a lot
But the world don’t need scholars as much as I thought
Maybe I’ll go traveling for a year” *

Sabah ofise yürüyordum, sıcaklık -4 derece civarıydı. Buzda kaymamaya dikkat ederek atarken adımlarımı kulaklarımda çınlayan melodi hiç tahmin edemeyeceğim çağrışımlara yol açıyordu. Aklıma bazı filmler geliyordu ve ister istemez filmlerle ilgili hatıralar, yüzümü yakan rüzgarla birlikte içime doluyordu…

Universiteit Antwerpen

Universiteit Antwerpen

Çalıştığım üniversitenin merkez kampüsünün tarihi 400 yıldan geriye uzanıyor. Avlusuna girdiğim yeni üniversite (eski kilise) binası beni sanki zamanda bir yolculuğa çıkarıyor. Eski ustaların eserleri sessizce karşımda yükseliyor ve ben genel olarak bilgisayar programlama denen eylemin, özellikle de kendi yaptıklarımın kaç yıl dayanabileceğini düşünüyorum…

“Finding myself, or start a career
I could work for the poor, though I’m hungry for fame
We all seem so different but we’re just the same
Maybe I’ll go to the gym, so I don’t get fat
Aren’t things more easy, with a tight six pack?”

Neden sonra aklıma Mostar geliyor. Mostar şehri, hani şu eski Yugoslavya’daki korkunç savaşta bombalanıp yıkılan köprünün şehri, Mostar, Stari Most, yani eski köprü. 1557 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın emri ile yapımına başlanmış köprünün. Mimar Hayrüddin, ki kendisi büyük Mimar Sinan’ın öğrencisi olur, büyük strese girmiş o zamana dek yapılmış en geniş kemerli köprüyü yapmak için. Pek çok efsaneyi de bünyesinde barındıran köprünün, dönemin en büyük mimarlık ve mühendislik yapıtları arasında olduğu söylenmektedir. (Aynı dönemde şu anda çalışmakta olduğum üniversitenin binası da inşa ediliyordu sanırım.)

Mostar

Mostar

Yapımından yaklaşık 427 sene sonra bu köprü yerle bir edildi insanlıktan nasibini alamamışlar tarafından (ya da belki tam da böyle bir şey idi insan olmak). 9 Kasım 1993’te köprü bombalandığında 17 yaşında bir lise öğrencisiydim ve tam olarak ne olduğunun pek de farkında değildim yaklaşık 1000 km uzakta yaşayan biri olarak.

“Who knows the answers, who dö you trust
İ can’t even separate love from lust
Maybe İ’ll move back home and pay off my loans
Working nine to five, answering phones
Büt don’t make me live for my Friday nights”

Yeni köprü

Yeni köprü

11 sene sonra köprü özgün şekline, yapım yöntemlerine (ve yöredeki taşların da dahil edildiği malzemesine kadar) sadık kalınarak yeniden yapılıp bitirildiğinde dünya televizyonlarından canlı olarak gösterilmişti kutlamalar. Sıcak bir yaz günü idi, Üsküp’teki bir evin odasında televizyonda izlemiştim, gençlerin köprüden ırmağa büyük bir coşku ile atlayışlarını sanki daha dün gibi hatırlıyorum. O esnada 28 yaşında ve neler olduğunun çok da farkında olmayan bir gezgindim. Ve
köprüye sanki biraz daha yakındım. Ve sanki biraz daha uzak.

“Drinking eight pints and getting in fights
Don’t wanna get up, just have a lie in
Leave me alone, I’m a twentysomething”

Şimdi 34 yaşında kafası karışık bir adam olarak yine o köprüyü düşünüyorum. Aslolan hangisi idi, 427 yıl ayakta duran o muazzam körpü mü, yoksa birkaç senedir insanların üzerinden geçtiği yeni köprü mü? Şimdi bu yeni köprüye bakarken kime hayranlık duymam gerekir en çok, Mimar Hayrüddin’e mi yoksa çağdaşım olan mimarlara mı?

Marifet fiziksel olarak o köprüyü yapmak mıydı yoksa kafada onun bitmiş halini canlandırabilmek miydi? Marifet fikir miydi, elle tutulan eser miydi yoksa o eserin tüm detayları ile tasavvuru muydu? İster istemez aklıma başka sorular geliyor, marifet yazılan bilgisayar programlarında mı, yoksa o programların dayandığı temel fikirler, tasarımlar ve düşünce kalıplarında mı? Ustalık kimde, saygı duyulması gereken kim, programı yazan mı yoksa yıllar öncesinden birtakım matematik formüllerini geliştirmiş, algoritmaları açıklamış, tasarım kalıplarını yazıp herkese göstermiş olanlarda mı? Peki ya bugün kullandığım bilgisayar algoritmalarının kaç tanesi 100 yıl sonra da kullanılıyor olacak? Peki ya 200 yıl sonra? 300…

Mostar’daki ilk köprü 427 sene yaşadı. Yenisi kaç sene yaşar bilemiyorum. Çalıştığım yere yakın olan kampüsün binaları herhalde birkaç yüz sene daha yaşar en azından. Peki ya benim yazdığım programlar kaç sene yaşar? Yaptığımız web siteleri? Bu soruları sormaya hakkımız var mı? Yoksa yanlış soruyu mu soruyorum
kendime sürekli? Eğer öyle ise doğru soru nedir?

“Maybe I’ll just fall in love
That could solve it all
Philosophers say that that’s enough
There surely must be more
Love ain’t the answer, nor is work
The truth eludes me so much it hurts
But I’m still having fun and I guess that’s the key
I’m a twentysomething and I’ll keep being me”

Aklıma “1900 Efsanesi” ve “Le grand bleu” filmleri geldiğinde yüzümdeki ıslaklıkla birleşen rüzgarın daha da keskinleştiğini, sertleştiğini, acımasızlığını fark ettim. Belki de tüm bunların sebebi Apocalypse Now filmi idi birkaç gün önce seyrettiğim:

– “Do you know that ‘if’ is the middle word in life?”
– “You have to have men who are moral… and at the same time who are able to utilize their primordial ınstincts to kill without feeling… without passion… without judgment… without judgment! Because ıt’s judgment that defeats us.”

Bir gün “yeni” eski köprü de yıkılır mı? Peki ya buradaki üniversite binaları? Fikirler ilelebet yaşar mı peki? Kalıcı olan ne var, ilelebet olmasını geçtim, 500 sene sonra da insanlara bir şey verebilecek ne ürettik ya da ne üretiyoruz tam şu anda?

– “Drop the bomb, exterminate them all.” **

Whereof I cannot speak, thereof I must be silent… ***

Bu yazı ismi unutulmuş inşaat işçilerine, mimarlara, kalfalara, çıraklara ve ismi yakında unutulacak olan bilgisayar programcılarına adanmıştır.

Not: Bu yazıdaki Türk diline özgü harfler o harfleri barındırmayan AZERTY tuş dizilimine sahip bir klavye kullanılarak, Emacs editörü ve Deniz Yüret’in turkish-mode programı ile otomatik olarak basılmıştır. 30 küsur senedir geliştirilen Emacs editörü büyük ihtimalle 50 sene sonra da geliştiriliyor olacaktır.

*: “Twentysomething” by Jamie Cullum
**: Apocalypse Now
***: “”Whereof one cannot speak, thereof one must be silent.”, Tractatus Logico-Philosophicus, Ludwig Wittgenstein

Advertisements
 
1 Comment

Posted by on February 19, 2010 in General

 

One response to “Eski köprü – Yeni Köprü yahut Eski mimarların bir bilgisayar programcısına düşündürdükleri üstüne

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

 
%d bloggers like this: