RSS

Belçika'dan Bir Bilgi Mimarı: Paul Otlet

11 Dec

1994 yılının sonbaharında genç bir mühendis adayı İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Mustafa İnan Kitaplığına ilk kez adım atmış olmanın heyecanı ile soluğu dizin kartlarının bulunduğu çekmecelerin orada almıştı. Hiç bitmeyecekmiş gibi görünen çekmeceleri açıyor, içlerindeki kartların üzerinde gezinen parmakları gözlerine yardımcı oluyor, ilgilendiği alanlardaki kitapların numaralarını defterine not ediyordu. Erişmeye çalıştığı bilgiye giden yolda bu küçük kartlardan bu kadar çok hazırlanmasına şaşırmış halde bir çekmeceden diğerine geçerken öyle bir sistem olmasa idi onbinlerce kitap arasından istediklerine nasıl ulaşabilirdi diye düşünmeden edemiyordu…

Dizin kartları

Dizin kartları



1968 yılında yağmurlu bir öğleden sonra, genç bir Avustralyalı araştırmacı olan Boyd Rayward Brüksel’deki Leopold Park’ında bulunan terk edilmiş bir ofisi ilk kez ziyaret ediyordu. Karman çorman, küflü, örümcek ağları ile dolu ofise yağmur sızıyordu. Tavana dek yükselen kitap yığınları, dosyalar ve el yazmaları dağınık bir âlimin geçmişteki çalışmalarıydı.

Paul Otlet

Paul Otlet

Odada daha önce çalışan kişi olan Paul Otlet öleli yaklaşık 25 sene olmuştu. Bibliyograf, barışsever ve girişimci Otlet görkemli günlerinde Nobel sahipleri ile arkadaşlık etmiş, daha sonra Birleşmiş Milletler’in öncüsü kabul edilecek olan Milletler Cemiyeti’nin kuruluşunda rol oynamıştı. Hayata gözlerini yumduğu 1944 yılına gelindiğinde ise Otlet’i artık hemen hiç kimse tanımıyordu, en büyük hayali başarısız olmuştu ve Naziler tarafından eserlerinin büyük bir kısmının yok edildiğini izleyerek aşağılanmıştı. Savaşın bitişinden birkaç ay önce öldüğünde bunu fark eden pek yoktu.

Paul Otlet bilgi mimarisinin en önemli öncülerinden biriydi.

1934 yılında yani Vannevar Bush meşhur ‘memex’in hayalini kurmadan yıllar ve Ted Nelson ‘hypertext’ deyimini İngilizceye kazandırmadan onyıllarca önce Paul Otlet bilim insanları için yepyeni bir çalışma masasının hayalini kuruyordu: Hareketli yüzeylerin altına menteşelenmiş tellerle çalışan tekerlek biçiminde hareketli bir masa. Bu makine sayesinde araştırmacılar milyonlarca 3×5’lik dizin kartını barındıran mekanik bir veri tabanında kolayca hareket edebileceklerdi. Bu yeni araştırma ortamı sadece belgelere kolay erişim sağlamakla kalmayacaktı, aynı zamanda belgeler arasında ilişki kurulmasını da destekleyecekti, “her bir belgenin diğer tüm belgeler ile bağlantılarından ortaya çıkan şeye Evrensel Kitap denebilirdi.”

Otlet’in hayaline göre gelecekte bir gün insanlar bir telefon hattı üzerinden birbirlerine bağlanmış “elektrikli teleskop”lar ile bu veri tabanına erişebilecek ve düz bir ekrandan istedikleri belgenin tıpkıbasımını görebileceklerdi. Otlet bunları düşünürken birbiri ile ilişkili, ağ şeklinde bir belge koleksiyonu o kadar yeni biri düşünceydi ki henüz kimse o ilişkiler için bir isim bulmamıştı, ta ki Otlet “bağlantı” terimini önerene dek.

Otlet tüm bu çabayı insanlık bilgisinin tamamını kapsayacak bir “réseau” — dünya çapında bir bilgi ağı olarak görüyordu.

Evrensel Ondalık Sınıflandırma

1895 yılında Otlet ve Henri La Fontaine “Repertoire Bibliographique Universel” (RBU) projesini başlattılar, hedefleri dünyanın tüm yazılı bilgisini sınıflandırmaktı. Otlet en başından itibaren bu projenin başarısının tabiri caizse kavramsal yazılımına yani sınıflandırma sistemine bağlı olduğunu fark etmişti. O zamanlar kullanımda olan Dewey Ondalık sistemi ve British Museum sistemi gibi sınıflandırmalarını inceleyen Otlet hepsinde çok ciddi bir eksiklik tespit etmişti: bu sistemler okuru tek bir kitaba yönlendirmek üzere tasarlanmışlardı, daha ötesine imkan tanımıyorlardı. Otlet ise bir adım öteye gitmek, tek tek kitapların sınırlarını aşmak istiyordu. Böylece Dewey Ondalık sisteminden yola çıkan Otlet günümüzde Evrensel Ondalık Sınıflandırma (Universal Decimal Classification – UDC) olarak bilinen sistemi geliştirmeye başladı. Günümüzde 62.000’den çok sınıflandırma içeren UDC sistemi 30’dan çok dile çevrilmiştir ve halen İngilizce konuşmayan pek çok ülkede kullanılmaktadır.

UDC’nin getirdiği en önemli inovasyon sadece tek tek konuları ifade etmenin ötesine geçip konular arasındaki bağlantıları ifade edebilmesidir. UDC’de bilgi evreni, ilişkili parçalardan kurulu tutarlı bir sistem olarak yer alır. Özelleştirilmiş sınıflandırmalarda ise ilişkili konular kendi başlarına büyük öneme sahip olasalar dahi yanal durumdadırlar.

Mundaneum Projesi

1910’daki Brüksel’deki dünya fuarı esnasında Otlet ve LaFontaine, Palais Mondial’deki Palais du Cinquantenaire’de bir enstalasyon gerçekleştirdiler. “Aklın şehri”nin merkezi olarak tasarlanan Mundaneum‘un dünyanın tüm toplumlarını ağırlayan ütopik bir şehir merkezi olması planlanıyordu. 1919’da, Birinci Dünya Savaşı bittikten kısa süre sonra Kral Albert’i ve Belçika hükümetini ikna eden Otlet, Mundaneum için yeni bir ev projesini gerçekleştirmeye başladı, Brüksel’deki Cinquantenaire’de 150 odalık bir merkez. Aynı esnada Belçika devleti de yeni yeni gelişmeye başlayan Milletler Cemiyeti’ne ev sahipliği yapmak için politik faaliyetler yürütüyordu. Ülkesinin bu yeni organizasyonun merkezi haline gelmesine yardımcı olabileceğini düşünen Otlet kendi projesini yeni bir dünya şehrinin merkezi olarak sundu. Yeni Mundaneum için muazzam bir belge yapısı inşa etti ve sonuçta ortaya çıkan sistemde 12 milyon dizin kartı vardı.

Mundaneum

Mundaneum

O dönemde 3×5’lik dizin kartları bilgi depolama ve sınıflandırma teknolojisinin en gelişmiş halini temsil ediyordu: standart ve kolayca işlenebilir bir sistem. Dolayısı ile Otlet’in bilgi ağı da muazzam bir dizin kartı olarak gelişmeye başladı. Çabalar boşa gitmemişti, sisteme bir de posta yolu ile erişilebilen bir sorgulama sistemi eklenmişti. Kullanıcılar makul bir bedel karşılığında (çıkarılan 1000 kart başına 27 frank) sistemi sorgulayabiliyorlardı ve 1 sene içinde 1500 sorgudan daha fazlası gerçeklemişti; araştırılan konular Bulgaristan’daki finansal durumdan bumeranglara kadar uzanıyordu.

1924 yılında Belçika devleti artık Otlet’in projesine olan ilgisini ve desteğini yitirmişti çünkü yeni kurulan Milletler Cemiyeti’nin merkezi olarak Brüksel yerine Cenevre seçilmişti ve böylece Mundaneum’un varlık amaçlarından en önemlisi ortadan kalkmıştı. Projesini başka yerlere taşımak zorunda kalan Otlet en sonunda 1934 yılında tüm operasyonu durdurmak zorunda kaldı. Birkaç sene sonra Nazi birlikleri gelip projeden geriye kalan her şeyi götürecek ve III. Reich sanatına dair bir sergi için yer açacaklardı.

Otlet’in 1944 yılındaki ölümünden sonra Mundaneum’dan geriye kalanlar eski bir anatomi binasında çürümeye terk edildi ve unutuldu. 70 ton kadar malzeme yok oldu. 1990’lı yıllardan itibaren bir grup gönüllü Otlet’in özgün hayalini diriltmeye başladı ve 1996 senesinde yeni Mundaneum Mons’ta açıldı. Günümüzdeki Mundaneum Otlet’in hayalindeki aktif sistem olmamakla birlikte onun mirasını ve “Evrensel Kitap” mirasını gelecek nesillere aktaran bir müze olarak varlığını sürdürmektedir.

Mons'taki Mundaneum müzesi

Mons'taki Mundaneum müzesi

Gönüllüler Mundaneum müzesi için uğraşırken birkaç yüz km. aşağıda, İsviçre’nin Cenevre kentindeki CERN laboratuvarında çalışan Tim Berners-Lee dünya çapında ağ (World Wide Web – WWW) için gerekli tüm temel araçları NeXT bilgisayarını kullanarak tamamlamak ve dünyaya duyurmak için hazırlanıyordu. 60 sene kadar önce Otlet’in hayallerini çalan şehir bu sefer o hayalleri Otlet’i belki de fazlası ile tatmin edecek şekilde insanlara ulaştıracak teknolojiye ev sahipliği yapıyordu.

***

İstanbul Teknik Üniversitesinin büyük kitaplığında dizin kartları ile tanıştıktan yaklaşık 16 sene sonra o kartların hikayesini Belçika’da keşfetmek belki de kaderin garip bir cilvesidir. Bir Jules Verne romanında okusam çok da garip karşılamayacağım bir sistemin bu topraklarda bilfiil inşa edildiğini ve hiç düşünmeden kullanmaya alıştığım şeylerin ardında yatan muazzam entelektüel emekleri düşündüğümde, benzer fikirlerin bambaşka coğrafyalardaki düşünürler tarafından farklı dönemlerde tekrar tekrar keşfedildiğini bir kez daha gördüğümde “bilginin ivmesi ivmenin bilgisine ne kadar katkıda bulunuyor?” sorusunu sormadan edemiyorum. Dönüp dolaşıp geldiğimiz temel sorulardan biri olmalı bu: bilgiyi keşfetme hızımız, muazzam veri miktarını bilgiye dönüştürme ve sonra bu bilgiler arasında bağlantı kurma hızımız, bu süreçlerden elde ettiğimiz sonuçlara dayanarak geleceğin yani insanlık ivmesinin nasıl şekilleneceğinin tasavvur edilmesi.

Belki de geleceği tahmin etmenin en iyi yolu onu yaratmaktır ama 300 yıl sonrasını yaratmak bugün yaşayan bizler için mümkün olmadığına göre insan ömrünün çok daha ötesine uzanan perspektifte saçmalamadan hayaller kurabilmek için elimizdeki bilgiyi olabildiğince değerlendirmekten başka şansımız yok. Otlet gibi insanların nesli tükenmediği sürece pek de küçük bir şans sayılmaz o şans.

Not: Bu yazının önemli bir kısmı Alex Wright’ın ‘Forgotten Forefather: Paul Otlet‘ başlıklı yazısından kısaltarak çevirdiğim metne dayanmaktadır. Otlet ile ilgili yine Alex Wright tarafından yazılmış ve The New York Times’da yayımlanmış ‘The Web Time Forgot‘ başlıklı makaleye ve http://www.archive.org/details/paulotlet/adresine bakılabilir.

 
4 Comments

Posted by on December 11, 2010 in General, Science

 

4 responses to “Belçika'dan Bir Bilgi Mimarı: Paul Otlet

  1. Bilgehan Korkmaz

    December 12, 2010 at 16:01

    Konunun hangi düğümde WWW ye bağlanacağını düşünerek zevkle okudum, teşekkürler.

     
  2. Emre Sevinc

    December 12, 2010 at 17:09

    Sevindim keyifle okumuş olduğunuz için.

     
  3. Aslıhan Köse

    December 16, 2010 at 05:02

    Uzun zamandır rastlamadığım kalitede, ilgi çekici ve bilgilendirici bir yazı. Çoğunun çeviri olduğunu belirtmiş olsanız da bence oldukça iyi bir yazı/anlatım tekniğiniz var, gerçekten de ileri seviye bir yazı olmuş, tebrikler:)

     
  4. Mustafa

    December 17, 2010 at 23:28

    Dizin kartları ilginç. 1408 ve Batman Returns filmlerinde çeşitli gazete ve kitapları bir çeşit mekanik olarak izleme imkanı sağlayan sistemler vardı. Makalede bundan bahsedilmedi yada benim kaçırdığım bir nokta mı mevcut?

     

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

 
%d bloggers like this: