RSS

Bir Ülkenin Beyni Nasıl Felç Edilir

03 Feb

Bir Ülkenin Beyni Nasıl Felç Edilir*

Üzerine titreyerek yetiştirdiğiniz çocuğunuz stresli bir sürecin ardından üniversiteye girdiğinde onun zarar görmesini ister misiniz? Evladınızın kandırılması hoşunuza gider mi? Peki çocuklarınızın öğretmenleri yani üniversitedeki hocaların bir kısmı sizi ve hemen herkesi kandırsa neler hissedersiniz? Maaşınızdan veya kazancınızdan kesilen vergilerin, sizi ve çocuklarınızı kandırmaya çalışan insanlara verildiğini öğrenseniz kendinizi iyi hisseder misiniz? Böyle insanların çocuğunuza ve başkalarına örnek olmalarını ister misiniz ya da çocuklarınızın böyle insanlara dönüşmesini?

Benim bir çocuğum olsa yukarıdaki soruların hepsine hiç tereddüt etmeden “hayır!” cevabını verirdim. Dahası böyle soruların sorulmasını bile garip karşılardım.

Henüz bir çocuğum yok ama yukarıdaki soruları sormama yol açan bazı olgulardan ve olaylardan haberdar olmak beni epey rahatsız etmeye başladı. Sizi de rahatsız etmesi gerektiğini düşündüğüm için bu yazıyı yazmaya karar verdim. Neden sizi de bu rahatsızlığa ortak etmeye çalıştığımı aşağıda izah edeceğim.

Eğer bir ülkeyi, modern bir toplumu insan vücuduna benzetirsek üniversiteler o vücudun beynidir diyebiliriz. O toplumun beynindeki hasarlar, vücut fiziksel olarak ne kadar güçlü olursa olsun ciddi soruna yol açar. Beyni ciddi zarar görmüş bir insan doğru dürüst karar veremez, başkasına muhtaç kalır, hayatını idame ettirmekte güçlük çeker. Peki bir ülkenin beyni ne zaman zarar görür? Çocukların geleceği ne zaman kararmaya başlar? Mesela üniversite sisteminde yani akademik ortamda bilim adı altında üçkağıtçılık yapılırsa hem üniversitede bulunanlar, hem üniversitenin ürettiklerine dayanan sanayi, hem de tüm bunların meyvesini yiyecek, refahını sürebilecek olan vatandaşlar, yani hepimiz zarar görmeye başlarız.

Peki bu akademik üçkağıtçılık neye benzer? Tespit etmesi kolay midir? Tespit ettikten sonra başa çıkması kolay midir? Bunlara olumlu cevap verebilmek isterdim ama son birkaç ayda okuduklarımdan ötürü karamsarlığa kapıldım. Gördüğüm kadarıyla akademik üçkağıtçılık çok farklı şekillerde gerçekleşebilmekte. Bu yöntemler içinde belki de tespit etmesi en kolay olanı doğrudan başkasının çalışmasının bir kısmını ya da tamamını aşırıp kendisininmiş gibi göstererek akademik başarı sağlamaya çalışmak. Prof. Dr. Selçuk Candansayar’ın ‘Kestirmeden Bilimci Olmak’ başlıklı yazısında (NTV Bilim, Haziran 2010) bu ve benzeri yöntemler gayet açık bir dille tarif edilmiş. Bunun dışında yine pek çok somut intihal vakası da http://plagiarism-turkish.blogspot.com adresinde yer alıyor. Doğrusu tek derdimiz intihal olarak da bilinen bu akademik üçkağıtçılık yöntemi olsa idi, bunu kopyacılık kategorisinde değerlendirip mücadele etmeye çalışır ve kendimizi başka şeyler için boş yere üzmezdik. Ancak görebildiğim kadarı ile epey popüler başka bir yöntem de var: içi boş ama süslü püslü laflardan ibaret olan, bilimsel olarak aslında pek bir şey ifade etmeyen düşük nitelikli ya da tamamen uydurma araştırmaları, yine bilimsel olarak bir şey ifade etmeyen sözde ‘bilimsel’ dergilerde veya konferanslarda yayımlatıp bunlarla akademik ortamda prim yapmaya, üniversite sisteminde yükselmeye çalışmak. Yani içi boş, başka bir deyişle sahte bilimsel makale üretimi.

İçi boş makale üretimini tespit etmek, doğrudan intihale yani hırsızlığa dayanan üçkağıtçılığı tespit etmeye kıyasla daha zor görünüyor. Ana babaların ve üniversite seçmeye çalışan öğrencilerin işi zor çünkü üniversitelerde çalışan araştırmacılar dahi bu tür şeyleri hemen tespit edememekte. Bunun sonucunda da bazı üniversitelerin “bakınız filanca hocamız şu bilimsel alanda 1 sene içinde 20 tane uluslararası makale yayımladı! Muazzam bir başarı!” gibi ifadelerle övünebilmesinin önü açılmakta. ‘Ekip olarak çalışan’ çalışan üniversite hocalarının iki üç haftada bir uluslararası camia ile paylaşmaya değecek özgün bilimsel kesifler yapıyor olmaları her ne kadar göz yaşartıcı bir performans olsa da insan ister istemez kendine şunu da soruyor: Acaba o çalışmalar diğer bilimcilerin gelecekteki çalışmalarına ne kadar dayanak teşkil etmekte, diğer bilimciler o çalışmalara ne kadar atıfta bulunulmaktadır? Başka bir deyişle o çalışmaların içi ne kadar doludur? Japonya’da doktora yapmakta olan Çağrı Yalgın, ‘Bilimde atıf, etki değeri ve diğer göstergeler’ başlıklı blog girdisinde bir makalenin etkisinin günümüzde nasıl hesaplandığına dair gayet kolay anlaşılır bilgiler vermekte ve Türkiye’deki makalelerin uluslararası bilim camiasında çok etki yaratmadığına dair istatistikler sunmakta (http://goo.gl/6oV6B). Nicelik ve nitelik arasındaki gerilim burada kendisini bir kez daha gösteriyor.

“Durum gerçekten bu kadar vahim mi?”, “buna karşı yapılabilecek hiçbir şey yok mu?” sorularını soran insanlardan biri olarak yine bilim dünyasından ümitli olduğumu söyleyebilirim. Mesela ABD’de bilgisayar bilimleri alanında yaptığı doktora çalışmalarına devam eden A. Murat Eren’in ‘Bilimsel Ahlaksızlığın Gri Mecraları’ (http://goo.gl/FgwWG) başlıklı blog girdisinde ve NTV Bilim’de (Ekim 2010) aynı başlıkla çıkan yazısında, ayrıca daha sonra Hürriyet’te (12 Aralık 2010) Sefa Kaplan’ın ‘Parayı bastıranı profesör yapıyorlar’ (http://goo.gl/AEyDK) başlıklı yazısında marifetleri anlatılan WASET (http://waset.org) gibi sözde yani sahte bilimsel organizasyonlar yavaş yavaş gün ışığına çıkmakta, dikkatleri çekmeye başlamakta. Tabii ki içi boş yani sözde bilimsel makale üretimi bunlarla sınırlı değildir ve kalmayacaktır. Üniversite hocalarının, bilimsel araştırmacıların başarıları büyük ölçüde makale sayılarına, yani kalite ve içerik yerine niceliğe bakılarak değerlendirildiği sürece bu tür akademik üçkağıtçılık çabaları da belki tespit etmesi gittikçe zorlaşan şekillerde karşımıza çıkacaktır. İşin acı verici taraflarından biri de mesela Hürriyet’teki yazının sonunda yer alan TÜBA (Türkiye Bilimler Akademisi) başkanı Prof. Dr. Yücel Kanpolat’ın bu konuya dair şu sözleridir: “WASET isimli internet sitesinden haberdar değildim. Sizin uyarınızdan sonra araştırdım. Ama itiraf etmek zorundayım ki, ben bu şeyin jandarmalığını yapmaya niyetli değilim. TÜBA’nın yapması da söz konusu değil. Bu yollara başvuran insanların bence bilimden yana bir iddiaları olmamalı. Toplum da bu insanları kınamıyor. ‘Yayın patlamasında bu işin ilgisi var mı’ konusuna da bakacak kadar vaktim yok, bağışlayın.”

Açıkçası bu işin jandarmalığını yapacak kurum TÜBA mıdır, TÜBİTAK mıdır, kendilerine hoca seçen üniversiteler midir yoksa kendine üniversite seçmeye çalışan gençler veya onların ana babaları mıdır bilmiyorum. Belki de hepsidir. Ya da belki yurtdışında örneklerini görmeye başladığımız COPE (Committee on Publication Ethics – Yayın Etiği Komitesi http://publicationethics.org) gibi oluşumlardır. Emin olduğum tek şey var, o da şu: Yetkisi olanlar bu işin jandarmalığını yapmalı, yeteneği ve bilgisi elverenler de sürekli bu tür üçkağıtçılık örneklerini gündemde tutmalı, önüne geçilmesine yardımcı olmalıdır. Böylece belki kamu kaynaklarının çarçur edilmesine, öğrencilerimizin, araştırmacılarımızın içi boş makaleler yüzünden saçma sapan şekilde vakit kaybetmelerine, üniversitede haksız rekabete karşı biraz daha direnebilir, ülkenin geleceğinin karartılmasının, beyninin felç edilmesinin önüne az da olsa geçebiliriz. Ve belki yine bu sayede Türkiye’deki 167 üniversiteden sadece 2 tanesinin yanı sadece %1.2 kadarının dünyadaki en iyi 200 üniversite listesine girebilmesi gibi bir durumu sevinçle karşılamaktan kurtulur ve çok daha yüksek rakamları olağan karşılayacak seviyeye geliriz (merak edenler Radikal’in 24/11/2010 tarihli ‘Dünyanın En İyi 200 Üniversitesi listesine Türkiye’den iki üniversite girdi‘ haberini okuyabilirler).

Ben bu konularda herhangi bir yetkisi bulunmayan ve ancak dolaylı yoldan bilgisi bulunan sıradan bir vatandaş olarak hayal kırıklığımı, üzüntümü, öfkemi ve geleceğe dair kaygılarımı bir nebze paylaşmak, sizleri de rahatsızlığıma ortak etmek istedim. Şimdilik verebileceğim tek bir söz var: Bunu başarıp başaramadığımı takip etmeye ve gürültülü şekilde paylaşmaya devam edeceğim.

*: Bu makalenin özgün hali ilk olarak Bilim ve Gelecek dergisinin Şubat 2011 tarihli 84. sayısında yayımlanmıştır (basılı şekli http://www.flickr.com/photos/64416865@N00/5412594771/ ve http://www.flickr.com/photos/64416865@N00/5412594845/ adreslerinde yer almaktadır).

 
6 Comments

Posted by on February 3, 2011 in General, Science

 

6 responses to “Bir Ülkenin Beyni Nasıl Felç Edilir

  1. ozi

    March 6, 2011 at 02:40

    Yazınız çok güzel gerçekten, intihal/kopya olaylarını sorgulamak iseyenler için faydalı olabilecek programları şu adresde bulabilirsiniz.
    http://asuyatuyolar.blogspot.com/2011/03/intihal-tespit-programlar.html

     
  2. Dr Tansu KUCUKONCU

    April 13, 2011 at 03:03

    Mevlana Universitesi dekani Bekir Karlik ‘in 19 uydurma-calinti makalesinin (16 koku konulu, 3 iris konulu) (1’i KTO Karatay dekani Ali Okatan ve onun yuksek lisans tezinin danismani oldugu Halic’ten Oguz Karan ile ; 4’u Mevlana Bilgisayar Muhendisligi bolum baskani Ihsan Omur Bucak ile) belgeseli burada :
    http://qacademy00turkey.wordpress.com/

    Bekir Karlik, Ali Okatan, Servet Senyucel, sahte Dr/PhD Cemal Ardil, sahte Dr/PhD Umut Cakirhan, ve Celal Bayar yeni rektoru Mehmet Pakdemirli’nin birlikte makale yikama aklama tezgahlarinin belgeseli de var bu sitede.

    Bekir Karlik’in kankasi ortagi, Ali Okatan’in uydurma-calinti, var olmayan makalelerinde ortak yazari Bilgisayar Muhendisligi bolum baskaniyken ortagi sahte Dr/PhD Cemal Ardil ile birlikte nitelikli dolandiricilik yaparak zimmete para gecirdikleri icin COMU’den atilan Servet Senyucel’in tamamen uydurma doktora tezininin belgeseli de var bu sitede.

    Canakkale Onsekiz Mart tabela Universitesi (COMU) isporta tezgahlarindaki tezlere ornek Bahadir Aydin’in tamamen calinti yuksek lisans tezinin (tez jurisi baskani Servet Senyucel) belgeseli de var bu sitede

    Canakkale Onsekiz Mart tabela Universitesi’nden rektor yardimcisi, dekan, bolum baskani, Universiteler Arasi Kurul uyesi Ihsan Yilmaz, Fen Bilimleri Enstitusu muduru, bolum baskani, daire baskani Ismail Tarhan, bolum baskani Husnu Baysal, ve ogrencileri Sezgin Aygun, Melis Ulu Aygun ve Can Aktas’in 17 calinti makalesinin yurtdisinda
    yakalanmasi ve yurtdisi basina haber olmasinin belgeseli de var bu sitede.

    akademideki daha pek cok skandalin belgeseli var bu sitede.
    cok daha fazlasi yolda.

    Bekir Karlik ‘in doktora tezlerinin danismani oldugu Mevlana’dan Yuksel Ozbay ve Selcuk’tan Rahime Pektatli Ceylan ile ortak uydurma-calinti makelelerinin belgeseli yolda.

    Bekir Karlik, onu kendine kilavuz edinen Mevlana rektoru Bahattin Adam’in ve 15 yildir makale yikama aklama tezgahlarinda (ASR , MCA Journal) birlikte makale yıkama aklama yaptığı (16 tanesi kendi adina) Celal Bayar yeni rektoru Mehmet Pakdemirli’nin de basini yiyecek artik. ve bu kadarla da kalmayacak Bekir Karlik skandali cok cok daha buyuyecek.

    sitedeki pdf ‘leri inceleyin,
    zip dosyasi icinde uydurma-calinti makalelerin
    sayfa sayfa yuksek cozunurluklu halleri var.
    onlari bastirin, neyi nereden calmis, hepsi isaretli,
    kendi gozunuzle gorun.
    bilgisayarda karsilastirmak zor olur.
    Bekir Karlik ve Ali Okatan’i haber yapmak isteyenlerin bunlari sitesine koymasi yeterli ;
    ozellikle Bekir Karlik, Ali Okatan, Oguz Karan ortak uydırma-calintisini ve Bekir Karlik, Ihsan Omur Bucak ortak uydurma-calintilarini ve bunlarin calindiklari diger uydurma-calinti makaleleri.

     
  3. mehdi

    February 5, 2012 at 14:20

    geçin bunları hepsi boş laf universieteler kapatılsın bu sistemle hırsızlık olur yanındaki çalıp yukseliyorken çalmasa bile çöp dergilere yayın yapıp yukselen çok adam var üzüm üzüme bakıyor.

    zaten bizim üniversiteye ihtiyacımız yok önce ortaçağdaki çıraklık dönemini yaşamalıyız 80 yıllık ülkenin universitesimi olurmuş herşeyin bir evrimi olmalıdır batıdaki akdemik sistemin temeli yuzlerce yıla dayanır.

    batyıyı taklitedip muniverste kuruyouz ama hala içi osmanlı medresesi

     

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

 
%d bloggers like this: