RSS

Bir zamanlar Selanik'te musluklarından vişne suyu akan bir çeşme varmış – Yahudi Dönmeler, Sabetaycılar, Müslüman Devrimciler ve Laik Türkler

05 Mar

Yeni Camii - Selanik

Yeni Camii - Selanik

Bir zamanlar Selanik şehrinde musluklarından vişne suyu akan bir çeşme varmış. 1890’ların ortasında bu çeşmeyi yaptıran belediye başkanı Hamdi Bey’in yaptırdığı meşhur eserlerden biri de modern ve İslami tarzları birleştiren bir balık pazarı imiş.

Yukarıdaki bilgiler tarihçi Marc David Baer‘in ‘The Dönme: Jewish Converts, Muslim Revolutionaries, and Secular Turks‘ (Dönme: Yahudi Dönmeler, Müslüman Devrimciler ve Laik Türkler) başlıklı ve 2009 yılının sonuna doğru Stanford University Press’ten yayımlanan kitabından (ilgili sayfaları görmek için burayı ziyaret edebilirsiniz). Baer günümüz Türkiye’sinde halen pek çok komplo teorisine konu olan hassas bir konuyu el almakla pek çok tarihçinin tercih etmeyeceği bir işe girişiyor, cesaret isteyen bir işe. 1600’lerde önce kendini peygamber ilan eden sonra da İslam dinine geçtiğini söyleyen haham Sabetay Sevi (Sabbatai Zevi) ve onun 1800’ler ile 1900’lerin başındaki takipçileri olduğu kabul edilen ve Yunanistan ile Türkiye arasındaki zorunlu nüfus değiştokuşundan önce 1800’lü yıllarda Selanikte kendilerine büyük yer edinen bir toplumu (Sabetaycılar, Dönmeler) inceleneyen Baer belki de bu konudaki ilk düzgün akademik tarih kitabını yazmış durumda.

Baer, “kendilerini destekleyenlere göre dönmeler gerici dinci güçlerle mücadele eden aydınlanmış sekülarist Türk milliyetçileriydi, düşmanlarına göre ise aynı insanlar gizli Yahudilerdi ve asıl amaçları İslami imparatorluğu yıkmak idi,” diyor ve kitabında her iki bakış açısına dair çarpıcı örnekler sunuyor. Bunları yaparken iki şeyi ihmal etmemesi bu kitabı hem değerli, hem de sıradışı kılıyor: Baer akademik disiplinden asla taviz vermemiş, kılı kırk yaran titiz bir tarihçinin tavrı kitabın hemen her cümlesinden ve detaylı referanslardan, dipnotlardan, kıyaslamalardan anlaşılıyor. Bir yandan bunu gerçekleştirip bir yandan da akıcı, tabiri caizse bir dedektif romanı sürükleyiciliğinde (olabildiğince) bir tarih kitap yazmak hiç kolay olmasa gerek.

Kısacık bir yazı ile bu büyük eserin hakkını vermek, her önemli noktasına değinmek elbette imkansız. Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’teki ilk öğretmeni Şemsi Efendi’nin dönme toplumundaki yerinden tutun İttihat ve Terakki bünyesindeki dönme üyelerin büyük etkisine ve Selanik’teki çok ilginç mimari eserlere, nüfus mübadelesinin trajik yanlarından tutun İstanbul’a ve Türkiye’nin çeşitli yerlerine yerleşen dönmelerin Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçişte yaşadıkları çelişkilere, gerilimlere ve uyguladıkları stratejilere ve mesela Şişli Terakki’den tutun Feyziye mekteplerine dek pek çok konu hakkında epey bölüm yer alıyor kitapta.

Algılayabildiğim kadarı ile ana temalardan biri de şu: İnsanların kafalarında net olarak konumlandırdıkları ve bir şekilde iyice tanımlayabildikleri kategorilerden birine girmiyorsanız, yani %100 müslüman, %100 Ermeni, %100 yahudi olarak değil de biraz flu bir duruşa sahipseniz, kapalı bir grup halinde birkaç yüzyıl geçirdiyseniz ve kendi kapalı grubunuzun dışında evlilik gerçekleşmedi ise tamamen birbirine zıt algılamaların hedefi olmanız gayet kolay. Dönmelerin durumunda da sanki böyle bir şey var çünkü yahudiliğe dair öğeler içeren, sünni müslüman olduğunu iddia eden (grup dışına karşı) ve bir yandan da Sufi tarikatlar ile iç içe olan bir toplum kafaları karıştırıyor, belki de bu yüzden komplo teorisinin bini bir para günümüzde de.

Baer kitabın başında ilginç bir noktaya dikkat çekiyor: Telefonda konuşup kendisi ile röportaj yapmayı kabul eden kişilerin bir kısmının birkaç hafta sonra röportaj günü geldiğinde ulaşılamaz hale gelmiş, bir daha onlardan haber almak mümkün olmamış, erişilebilen yakınları ise “hastalandı”, “acil bir işi çıktı, yurtdışına gitti” gibi bahaneler öne sürmüşler. Bugünü de gayet canlı olan bir geçmişi bulunan bir konuyu araştırmak, gizemlerin peşine düşmek ve görüşülen kişilerin kimliklerine gerekli hassasiyeti göstermek konusunda Baer tam not almış gibi görünüyor.

Kitap Türkçeye çevrilir mi, ne zaman çevrilir ve eğer çevrilirse Türkiye’de ne gibi tepkilerle karşılaşır bunu merak etmemek mümkün değil. Cevabı öğrenebilecek miyiz acaba?

 
Leave a comment

Posted by on March 5, 2011 in General

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

 
%d bloggers like this: